Um_Umeyr
04-12-2008, 00:21
Ağlayanı Olmayan Bir Din İçin Ağlıyorum Ana!
Ebu Muhammed el-Maqdiesi
Unutmak mı? Asla... Tutuklandığımdan beri döktüğün gözyaşlarını asla unutmayacağım...
Ve beni ziyaret ettiğin her defada zindanın parmaklıkları önünde daha da artan gözyaşlarını… Seni her görüşümde yüzümden eksik olmayan gülümsememe rağmen…
Anacığım bir an bile, bir an bile gözyaşlarının benim nazarımda önemsiz ve değersiz olduğunu aklından geçirme… Asla…Sana olan sevgimi ve hürmetimi uzak yakın herkes bilir…
Ancak sana defalarca söylemiştim ya anacığım… Allah’ın dini bizim için her şeyden daha değerlidir… Ve Allah’ın tevhidi bize herkesten daha sevgili... Eğer üzüntünün ve göz yaşlarının artmasına sebep olduysam bil ki mazeretim budur anacığım... Sabret... Sana daha önce tekrar tekrar söylediğim gibi zindanda oluşumun sebebi yüce bir amaç uğrunadır... O da Allah’ın dini ve tevhididir. Bu onur payesini alnında gururla taşı anacığım...
Zaman zaman uzun mesafeler katlederek beni ziyaret ediyorsun... Zindanın duvarları ardında görüşme vaktinin gelmesini beklerken başka annelerin konuşmalarını duyuyorsundur. Çocuklarının, eşlerinin, kardeşlerinin suçları ile ilgili... Çoğunluğu hırsızlık, tecavüz, gasp, uyuştururcu, cinayet vb. suçlardır. Düşünsene dünya hayatı uğruna, faillerini yıllar yılı zindan duvarları ardına kilitleyen bu suçlar ne kadar onur kırıcı ve utanç verici... Akrabalar arasındaki bağların kopmasına sebep olan, dostlukları bozan, büyük fitnelere sebep olan suçlar… Üstelik fani dünya uğruna… Alçaltan ve utanç veren bir şehvet uğruna...
Ama biz anacığım... Daha önceleri de sana defalarca anlattığım gibi biz, insanların çoğunun Allah’ın dinine yardım etmekten yüz çevirdiği bir zamanda bizce çok değerli ve gurur veren bir suçla suçlanıyoruz… İnsanlar tağutun darbelerine boyun eğmiş, zillet içinde bir hayata razı olmuşlar… Kendilerini bu yolda sıkıntılardan kurtaracak bir sessizliği seçmişler… Allah’ın bize layık görmüş olduğu bu değerli armağandan dolayı gurur duymalı ve mağrur olmalısın... Ve O’ndan bu yolda sebat edip bu yolda hayatımızı sonlandırmasını istemelisin… Davamızın (suçumuzun) “La İlahe İllallah” demek olduğunu sana anlatmıştım... Artık bundan öteye söyleyecek sözümüz yok...
Bunu anlatmak için çok uğraşıyoruz... Hücremizin kapılarına, zindandaki notlarımıza ve kartlarımıza hep bunu yazıyoruz... Bunu bilmeyenler için bir başlangıç, bir giriş olur ümidi ile… Ne zaman bunu haykırsak zindandaki polisler ve askerler “La İlahe İllallah demek de suç mu olurmuş” diyerek bizi küçümsüyorlar...
“Her birimiz La İlahe İllallah diyoruz” diyorlar... Öyle zannediyorlar...
Onlara bu sözü söylemenin büyük sorumluluklar gerektirdiğini açıklıyoruz… Bu sözün onu söyleyen kişiye yapması ve yapmaması gereken çok önemli sorumluluklar yüklediğini... Meselenin onu söylemekte değil, uygulamakta olduğunu açıklıyoruz...
Sonra onlara gece gündüz bu sözü ve onun yüce değerlerini yıkmak için nasıl çalıştıklarını anlatıyoruz... Kelime-i tevhidin düşmanlarına nasıl askerlik ettiklerini… Kelime-i tevhide, dostlarına ve ehline savaş açan... Bu sözü telaffuz etmelerine rağmen nasıl ona karşi savaş açtıklarını anlatıyoruz…
Bu çok yüce bir sözdür… Bu kelimenin yücelmesi için savaşan, onun uğruna can veren askerleri vardır... Ömürlerini onun uğruna tüketen… O yolda eziyetlere katlanan... Biz de Allah’ın bizi onlardan kabul etmesini umuyoruz... (Allahumme Âmin)
Ve karşı safta… Kelime-i Tevhidin yücelmesi için savaşanlar olduğu gibi, ona düşmanlık edenler… Tevhid kelimesine muhalefet eden, kâfirlerin dinine, tağutların yasalarına yardım edenler… İşte bu iki saf Allah’ın kainatı yarattığı günden bugüne kadar birbirine karşı savaşan iki saftır. İşte bu iki taife… Birbirine düşman iki taife… Her biri rabbini razı etmek için birbirine düşmanlık eden iki taife…
Bu anlattıklarımızı dinleyip onu kabullenenler de oluyor. Acı gerçeği itiraf ediyorlar… Ama sonra rızk, evlat ve buna benzer mazeretler ileri sürüyorlar. Uğruna şirk işleyip, müşriklere yardımcı oldukları bu özürlerin hiç birinin geçerli olmadığını söylüyoruz… Bu konuda Allahu Teala şöyle diyerek uyarmıyor mu bizleri
“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının.” (64, Tegabun/14)
Ve yine şöyle demiyor mu Rabbimiz:
“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.” (66, Tahrim/6)
Bazıları da kibirlenerek günahında ve batılında ısrar ediyor. Ama biliyoruz ki Allah düşmanlarının hem kendilerini ve hem de rablerini sıkıntıya sokan bu sözlerimize tahammül edememeleri hiçte garip değil…
“Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler.” (39, Zümer/45)
Suçumuzun bu olduğunu anlattığımızda sinirlenmelerinde de, büyüklük taslamalarında şaşılacak bir şey yok. Allahu Teala şöyle buyurmuyor mu?
“Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.” (37, Saffat/35)