Bekijk op het forum:

Divan Edebiyati Sairlerinden Asiklarina Hitaplar



Pagina's : [1] 2 3 4 5

Bedreddin
10-06-2012, 01:04



Nesimi: Nîgârım dilberim yârim nedîmim mûnisim cânım Refîkim hem-demim ömrüm revânım derde dermânım (Sevgilim, dilberim, yârim, alışığım, canım; yoldaşım, ayrılmazım, ömrüm, ruhum, derde dermanım) Şehim mâhım dil-âramım hayâtım dirliğim rûhum Penâhım maksadım meylim medârım fikretim cânım (Padişahım, ayım, gönül rahatım, hayatım, dirliğim, ruhum;sığınağım, amacım, sevgim, nedenim, düşüncem, canım) Kamer-çehrem perî-rûyum zarîfim şuhûm ü şengim Semen-bûyum gül-endâmım zehî serv-i gülistânım (Ay yüzlüm, peri suratlım, ince davranışlım, nazlım, neşelim; yasemin kokulum, ne de güzel güllük selvim, gül endamlım) Çerâğım şem’im ü nûrum ziyâım yıldızım şemsim Hezârım bülbülüm verdim Nesîmî-i hoş-elhânım (Kandilim, mumum, nurum, ışığım, yıldızım, güneşim; bülbülüm gülüm, Nesîmî’m, hoş ezgilim) Baki: Bir lebi gonca yüzi gül-zâr dirsen işte sen Hâr-ı gamda ‘andelîb-i zâr dirsen işte ben (Bir dudağı gonca, yüzü gül bahçesi dersen, işte sensin. Dert dikeninde inleyen bülbül dersen, işte benim) Lebleri mül saçları sünbül yanagı berg-i gül Bir semen-ber serv-i boş-reftâr dirsen işte sen ,Saçları sümbül, yanağı gül yaprağı, göğsü yasemin çiçeği gibi beyaz olan, boyu servi, hoş yürüyüşlü dersen, işte (O) sensin. Pâyine yüzler sürer her serv-i dil-cûnun revân Su gibi bir ‘âşık-ı dîdâr dirsen işte ben Akıcı su gibi her gönül çekici servinin ayağına yüzler süren, sevgilininyüzüne âşık olan benim(birisini diliyorsan bende bu ozellikler var demek istiyor,onceki beyitte sevgilisini servi agacina benzetti,burada da kendisini,agacin ayaklarina akan su olarak tanimliyor) Zülfi sâhir turrası tarrâr şuh-ı şîve-kâr Çeşmi câdû gamzesi mekkâr dirsen işte sen (Saçı sihirci, alnındaki kıvırcık saçlar yankesici, cilveli, şen, gözü büyücü, süzgün bakışı hileci dersen işte o sensin) Fürkatünde teşne-leb hâtır-perîşân haste-dil Künc-i gamda bî-kes ü bîmâr dirsen işte ben (Ayrılığında dudağı kurumuş, zihni karışık, gönlü hasta, gam köşesinde kimsesiz ve hasta biri dersen işte benim) Gözleri sabr u selâmet mülkini târâc ider Bir amânsuz gamzesi Tâtâr dirsen işte sen (Gözleri sabır ve selâmet ülkesini yağma eden, süzgün bakışı Tatar gibi kandökücü olan, fırsat vermeyen biri dersen sensin.) Bâkiyâ Fehâd ile Mecnûn-ı şeydâdan bedel ‘Âşık-ı bî-sabr u dil kim var dirsen işte ben (Ey Bakî, Ferhat ile çılgın Mecnun'un yerini tutan, sabırsız ve gönülsüz bir âşık kim var dersen, işte benim.) Seyh Galip: Ey nihal-i işve bir nevres fidanımsın benim Gördüğüm günden beri hatır-nişanımsın benim Ben ne hacet kim diyem ruh-ı revanımsın benim Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim Derd-i aşkın ben senin bihude ızhar eylemem Laf edip ah u enini kendime kar eylemem Hasılı alem bilir bu sırrı inkar eylemem Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim Ey gül-i bag-ı vefa malumun olsun bu senin Har-ı cevr ile sakın terk eylemem piramenin Ölme var ayrılma yoktur öyle tuttum damenin Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim Gahi ikrar eyleyip gahi dönüp inkardan Aksini seyreylerim ayinede divardan Gerçi bu suretle pinhan eylerim agyardan Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim Beste kıldım saz-ı efkarı o zülf-i sünbüle Oldu Galib perde-i ahım muhayyer sünbüle Her çi bad-a-bad bağlandım heva-yı kaküle Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim

Bedreddin
11-06-2012, 17:58
Adni : Sair hakkinda bilgi verelim,Adni mahlasli Mahmud Pasa,Fatih Sultan Mehmed Han'in,Sadrazamligini yapmistir.Istanbuldaki meshur alisveris yerine ismi verilen ve semt ismi olan Mahmud Pasa,ayni isimle de camii,yaptirmistir. Bana bir ‘ilm keşf oldı senün hüsnün kitâbında Ki yüz bin ‘akl ‘âcizdür anun bir fasl-ı bâbında (Bana bir ilm kesfoldu,senin guzelligini anlatan kitapda,yani o kadar guzelsin ki,bu kendimin gayretiyle bilinecek birsey degil ancak,kesfedelebilir, Ki o guzellik kitabi icin yuz bin akilli adam bir araya gelse,bir konusunu anlamaktan acizdirler) Eger nâr-ı hevân içre revân cânı kılam teslîm Ruhun mihriyile güller biter sinüm türâbında (Eger bu heveslerimin icinde canimi teslim kilarsam Ruhun sevgisi ile guller biter mezar topragimda) N’ola gizlense gün yüzün müselsel zülfün altında Ki rûşendür nihân olur kamer gice nikâbında (Ne ola, gun gibi olan yuzun gizlense,orulmus saclarinin altinda Ki ayda ayni yuzun gibi gece ortusunun altinda(karanlikta)gizlense de ama aleni bir sekilde parlar) ‘Aceb mi vasluna irmek hayâlin itdise ‘Adnî Ki slutânlığa irişür gedâ yalancı hâbında (Acaba sana kavusmayi hayal etdiyse Adni (sart cumlesi,acaba kavusma hayali gerceklesecek mi?) Ki bu dilenciyi yalandan yere sevsende sultanliga eristirsin) Ol serv-i lāle-çihre ki gonce- dehen durur Bir māh-ı mihr-i tal‘at ü nesr ī n-beden durur O lale yüzlü selvi ki gonca ağızlıdır.(O selvi)güzellik güneşinin ayı ve nesrin bedenli(narin)dir)

Serife89
11-06-2012, 22:48
Guzel gonullu insanlar..

Karakiiz68
11-06-2012, 23:31
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana (Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu. Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana Sen güzellik tahtında (oturuyorsun): bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.' Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.' Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır. Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş! Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!) Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana (Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî'nin gözlerini ve gönlünü harap etme! Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar. Avnî (Fatih Sultan Mehmed Han)

Bedreddin
11-06-2012, 23:41
Tesekkurler. Karakiz, Fatih'ten alintiladigin siiri bu baslik altinda zikretmistik: http://forums.hababam.nl/showthread.php?t=138632

Bedreddin
10-09-2012, 01:27
Sînemde ger müessir bir dûd-ı âh olaydı Ruh-sârıñı yakardım ger gökde mâh olaydı (“Eğer gönlümde etkili bir âh ateşi olsaydı, gökte bir ay bile olsan yanağını yakardım.”) Evvel seniñ elinden şekvâya ben giderdim Âlemde ‘âşıkâna bir dâd-hâh olaydı (“Bu dünyada âşıklar için adalet isteyen (adalet dağıtan) bir yer bulunsaydı, buraya giderek, senin elinden (yaptıklarından ötürü) şikayetçi olan ilk kişi ben olurdum.”) Zülfüñ görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı (“Senin zülfünü gören herkesin bahtı siyah olurmuş. Tek senin zülfünün bir telini bile görseydim de benim de bahtım siyah olsaydı (aldırmazdım)” ) Olmazdı kalb-i mahzûn tâ böyle zâr u mecnûn Çeşmiñ kılaydı efsûn zülfüñ penâh olaydı (“Gözün büyülese ve saçın sığınak olsaydı,(o vakit) bu hüzünlü kalbim böylesine inlemez ve divâneye(mecnuna) dönmezdi.”) El çekdim ey vefâsız vaslın temettu‘undan Rûyıña bâri bende tâb-ı nigâh olaydı (“Ey vefâsız! Sana kavuşmamın sağlayacağı faydalardan vazgeçtim (ama), keşke bende senin yüzüne bakma gücü olsaydı (olabilseydi).”) Hattıñ Habeş kuluyla alsaydı Fas diyârın Zülfün sevâd-ı Çîne tek pâdişâh olaydı (Fermnin(ayva tüylerin) zenci köleyle Fas diyarını alsaydı ve saçın Çin ülkesinin yegâne hükümdarı olsaydı.”) Ömrüm içinde senden ger bir vefâ göreydim Râzı idim gâmıñla ‘ömrüm tebâh olaydı (“Yaşadığım süre zarfında eğer senden bir kez olsun vefâ görseydim, tüm ömrüm senin gamınla mahvolsaydı (razıydım).” Güçmüş murâda ermek Nevres vefâ yolunda Ey kâş kûy-ı yâre bir başka râh olaydı (“Ey Nevres! Vefâlı olma yolunda (aşka vefa göstererek) murada ermek ne kadar da zor imiş. Keşke sevgilinin bulunduğu yere (ve dolayısıyla kendisine ulaşmak için) bir başka yol bulunsaydı.”)

Karakiiz68
10-09-2012, 07:55
:(

Bedreddin
17-09-2012, 22:23



Ruhundan dûr eder bâd-ı sabâ zülfün duhân-âsâ Füzûn eyler fürûg-ı sem´-i hüsnün sem´-i cân-âsâ (Saba rüzgârı, güzellik mumunun nurunu, can gibi olan mumu alevlendirmek suretiyle duman gibi saçlarını yanaklarından uzaklastırır.) Saba rüzgârı dogu tarafından esen hafifi ve hos rüzgârdır. Divan siirinde sevgilinin saçlarını dagıtması, saçlarının kokusunu tasıması gibi görevleri vardır. Eresin devlet-i pâ-bûs-ı yâra ey gönül bir gün Hemân sen dergehinde hâk-sâr ol âsitân-âsâ (Ey gönül, sen esik gibi kendi dergâhında toz toprak içinde oldugunda, yârin ayagının öpülmesi devletine bir gün erersin.) Nihâl-i tâzesin nesv ü nemâ hengâmıdur simdi Ko rû-mâl eylesün dil pâyüne âb-ı revân-âsâ (Ey sevgili, sen taze bir fidansın. Bitkilerin gelistigi bu mevsimde bırak, gönül, akıp giden bir su gibi ayaklarına yüz sürsün.) Senün tîr-i hadeng-i cân-sitân-ı dil-sikâfundur Ten-i zarûmda bir bir sayılan üstühˇân-âsâ (Inleyen bedenimde kemik gibi bir bir sayılanlar aslında senin can diyarından gönül parçalayan kayın agacından yapılmıs okundur.) Muhabbet kâr-zârında Bahâyî dil-sipâr ol kim Hayât-ı tâze-bahs-ı cân ü dildür ´ask cân-âsâ (Ey Bahayi, ask, cana ve gönle taze hayat bahseder. (Bundan dolayı) sevgi savasında gönlünü feda eyle.) Seyhulislam Bahayi.

Zümrüd-ü Anka
17-09-2012, 22:31
"hem demim- ayrilmazim." ve ben turkce'ye asigim!

Bedreddin
01-10-2012, 00:43
Bu ne yüzdür bu ne gözdür bu ne zülf ü bu ne bâlâ Biri lâle biri nergis biri sünbül biri Tûbâ (“Bu ne yüzdür, lâleye benzer; bu ne gözdür, nergise benzer; bu ne saçtır,sümbüle benzer; bu ne boydur Tubâ (agacına) benzer.”) Gönül ol çesm ü zülfü ol had ü hâle viren olur Kimi magbûn kimi mecnûn kimi vâlih kimi seydâ (“Gönül sevgilinin gözüne, saçına, yanagına ve benine viran olur, bazen saskın,bazen deli, bazen sasırmıs, bazen de asktan aklını kaybetmis olur.”) Saçunun çîn ü pîçine gözünün sihr ü âline Mukayyed zâhid ü ‘âbid muhayyer zîrek ü dânâ (“Saçının kıvrım ve büklümlerine, gözünün sihrine ve aldatmasına zahid ve abid baglanıp kalırken, bilgili ve zeki(olan) seçici davranıyor.) Letâfetde leb ü dendânun u alnun yüzün olmıs Biri kevser biri necm ü biri nûr u biri tâhâ (“Güzellikte dudagın kevser, dislerin yıldız, alnın nur, yüzün ise taha olmustur.”) Firâkunda ‘anâ vü fikr ü âb u âtese olmıs Tenüm menzil basum mesken gözüm menba’ içüm me’vâ (“Ayrılıgında tenim sıkıntıya konak yeri, basım düsünceye bir ev,gözüm gözyasına bir pınar içimse atese sıgınılacak yer olmustur.”) Bana irmez renc ü mihnetde sana irmez sekl ü sûretde Eger Mecnûn eger Vâmık eger Leylî v’eger ‘Azrâ (“Mecnun ve Vamık sıkıntı ve kederde bana erisemez, sekil ve surette de Leyla ve Azra da sana erisemez.”) Us olmıs cânum u ‘ömrüm yüregüm ü gözüm sensüz Biri bâd u biri hâk ü biri dûzah biri deryâ (“Simdi sensiz(benim) cânım rüzgâr, ömrüm toprak, yüregim cehennem, gözüm deniz olmustur) Düsürdi us dil ü cân u tenile ‘akluma binüm Yüzün hayret kasun fitne gözün ‘isve saçun sevdâ “(Senin) yüzün gönlümü saskına; kasın cânımı fitneye, gözün tenimi isveye,saçın aklımı sevdâya düsürdü.”) Hevâ vü mihr ü ‘ısk u derdüne düsdi vü vasfunda Düzer üs Ahmedî hos nazm u nesr ü defter ü insâ (“Ahmedî, arzu, ask ve derde düsünce, seni anlatıp tarif ederken çok güzel siirler, yazılar, defterler, mektuplar yazar.”) Ahmedi(1330-1412)

Bedreddin
21-10-2012, 00:57
Avni (Fatih Sultan Mehmed) Eger ân-gebr-i efrencî be-dest âred dil-i mâ-râ Be-hâl-i Hindûye bahem Sitanbul u Galata-râ (Eger o Frenk güzeli gönlümüze el verirse, onun Hintli gibi bir benine Istanbul ve Galata’yı bagıslarım.) Nedim: Söyle gird olmus Firengistan birikmis bir yana Sonra gelmis gûse-i ebrûda hâl olmıs saña (Frengistan, öyle yuvarlanıp bir yere toplanmıs; sonra gelmis, sana kasının kenarında ben olmus) Muhibbi(Kanuni Sultan Suleyman) Nokta dirdüm agzına olsa dehânuñdan eser Bilüñe mû dir idüm mû incelükde anca yok (Agzından bir belirti olsa ona “nokta” derdim. Beline “kıl” derdim ama, incelikte kıl onun kadar olamaz.) Hayali: Zülf-i ‘anber-bâruña beñzetdi deryâ kendüyi Anı bildüm basa çıkmaz bu kuru sevdâ ile (Derya, kendini anber saçan saçlarına benzetti. Bu kuru sevdâ ile basa çıkamayacagını anladım.) Bası dünya haritasına benzetirsek, basın beste üçünü kapsayan saçlar, dünyanın dörtte üçünü kapsayan denizlere benzetilmis. Geriye kalan yüz kısmı, dünya üzerindeki kara parçalarını gösteriyor. Sevda ile renk münasebeti olan ve edebiyatımızda birlikte kullanılan zülf, zaten bastadır.Sevda da bastadır. “Basa çıkmak” deyimi, kinayeli olarak kullanılmıs: Bir taraftan sahile ulasmak, selamete çıkmak, diger taraftan geçinip gitmek anlamlarında kullanılmıs. Kuruluk karaya(yüz), sevda denize(saç) ait. Bu ikisinin birlestigi yer kâküldür. Kakül, saçın alna uzanan kısmı; yani,denizin karaya vuran dalgaları olarak hareket unsurudur. Anber de, bir balıktan elde edilen koku oldugu için, bir deniz ürünü olmak yanında, rengiyle de sevda ile münasebet içindedir. Saadet Karakose'den alinti.

Bedreddin
01-12-2012, 23:44
Ahmedi: Dirsin ki bunca vakt neçün anmadun beni Kisi nicesi ola ki unutmadugın ana (“ Bunca vakit niçin beni anmadın dersin, kisi unutmadıgını nasıl ansın?.”) Hûrsîd ü mâh u zühreye kimse itmeye nazar Her kanda kim bu sûret ü sekl ü cemâl ola (“Her nerede sevgilinin suretini seklini ve yüzünü görseler kimse Günese, Aya, ve Zühre yıldızına bakmaz olur.”) Yüzine bedr disem olur lafz-ı mübtezel Kaslarına hilâl disem kej hayâl ola (“Yüzüne dolunay desem degersiz bir söz etmis, kaslarına da hilâldir desem yanlıs bir hayal olur.”) Itmek yüzün katunda gül ü lâleye nazar Nergis bigi vazîfe-i her-bî basar ola (“Yüzünün yanında gül ve lâleye bakmak, Nergis gibi vazifesini görmemezlik olur.” Tâbı cemâlünün n‘ireye kim irerise Gülzâr açıla orada vü lâlezâr ola (“Güzelliginin parlaklıgı nereye erisirse, orası gül ve lâle bahçesi haline gelir.”) Zülfün kemendine irerise sabâ yili Tâ hasr her nefes ki ura müsg bâr ola (“Sabah yeli, saçlarının kemendine ulasınca, tâ hasre kadar her an miskler saçarak eser.”) Karsuna inlesem nola kim gül yüzündeki Ol ma‘n-i dakîk gören ‘andelîb ola (“Karsında inlesem ne olur ki, gül yüzündeki ince düsünceyi gören kisi bülbül gibi inler.”)

RoyaLe
01-12-2012, 23:45
++

Kisgunesi-
03-12-2012, 00:34
Gönül gam dünlerin tenhâ geçirme iste bir hem-dem Ecel hâbından elgânlar çekip Mecnûn' ı bîdâr et (Ey gönül! Gam geceleri yalnız başına geçirme, bir dost iste! Feryatlar ederek, Mecnûn' u ecel uykusundan uyandır. Senin hâlinden ancak o anlar. Âşıkı, âşıklar anlar.) Fuzûlî

Kisgunesi-
03-12-2012, 00:37



Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı (Sevgili, bütün hastalarının derdine merhem sürüyor -ilaç veriyor-. Bana niçin ilaç vermiyor? Yoksa beni hasta sanmıyor mu?) Fuzûlî

Pagina's : [1] 2 3 4 5