Bekijk op het forum:

Kuranda iman esaslari.



Pagina's : 1 [2] 3

Feyti
29-04-2012, 00:14



Sen once benim sordugum soruya cevap ver, Kuranda kader temel iman konusumu degilmi??? Ayrica Muslmumun kitabinda anlattigin hadisin diger versiyonuda var!! O hadiste kader zikredilmemis, Buharide , “İman” adlı ikinci kitabında, Ebu Hüreyre’den şu hadisi rivayet eder: “Hz. Peygamber, dışarıda bir grup insanla birlikte oturduğu sırada ona bir adam geldi ve ‘İman nedir?’ dedi. Hz. Peygamber, ‘İman Allah’a, meleklerine, O’na kavuşmaya, resullerine ve ölümden sonraki hayata inanmandır’ diye cevap verdi” (Buhari, 2:37). Kadere iman zikredilmemistir. Kadere imani en cok istismar edenlerde emeviler olmustur. Yezid denilen seytan Allah Rasulunun torunu Hz.Huseyini sehit ettikten sonra ''Onu Allah öldürdü'' yani kaderiydi demistir.

_Sehzade_
29-04-2012, 00:18
Allah'a inanmak zaten kadere inanmaktir. O yüzden genelde kadere imanin ayri olarak zikredilmesine gerek yok. Yani Allah'a inanan kisi zaten kaderi inkar edemez. O açidan bu konu üzerinde durup tartismak bence yersiz. Mesela Allah'in herseyi bildigine ve duyduguna inanmamiz gerekiyormu diye tartisiyormuyuz? Kader de öyle iste. Allah'a inanan, herseyin Allah'tan geldigine ve O'nun istegi dogrultusunda gelistigine inanir.

Bedreddin
29-04-2012, 00:33
Kuranda Kader iman konusudur bunu evvelki ayet ile açıkça söyledik.İki tane ayet yazıp bakın bunlar temel iman esasları oburkunlerde iman esası ama temel degil manasına gelecek laf etmek yeni bir garabettir.Biz demişmiz ki herseyin bir ayet veya cümlede ifade edilmemesi onun iman esası olmadıgını göstermez zira Allah Rasulune bizzat kaderi tebliğ etmesi emredilmiştir ve bu da iman esasidir.Ne olacak Simdi Buhari'nin iki farklı raviden kaydettiği ravinin birisinde kader lafzı geçmiyor diye bu yeni tabir ile temel iman esası olmuyor mu? oysa ki aksi yöndeki rivayetler müdafaa edilen rivayete nazaran pek çoktur .Ornegin birisi: "Basra`da kader üzerine ilk söz eden kimse Mabed el-Cüheni idi. Ben ve Humeyd ibnu Abdirrahman el-Himyeri, hac veya umre vesilesiyle beraberce yola çıktık. Aramızda konuşarak, Ashab`tan biriyle karşılaşmayı temenni ettik. Maksadımız, ondan kader hakkında şu heriflerin ettikleri laflar hususunda soru sormaktı. Cenab-ı Hakk, bizzat Mescid-i Nebevi`nin içinde Abdullah İbnu Ömer (ra)`la karşılaşmayı nasib etti. Birimiz sağ, obürümüz sol tarafından olmak üzere ikimiz de Abdullah (ra)`a sokuldu. Arkadaşımın sözü bana bıraktığını tahmin ederek, konuşmaya başladım: "Ey Ebu Abdirrahman, bizim taraflarda bazı kimseler zuhur etti. Bunlar Kur`an-ı Kerim`i okuyorlar. Ve çok ince meseleler bulup çıkarmaya çalışıyorlar," Onların durumlarını beyan sadedinde şunu da ilave ettim: "Bunlar, "kader yoktur, herşey hadistir ve Allah önceden bunları bilmek iddiasındalar." Abdullah (radıyallahu anh): Onlarla tekrar karşılaşırsan, haber ver ki ben onlardan beriyim, onlar da benden beridirler" Abdullah İbnu Ömer sozünü yeminle de te`kid ederek şöyle tamamladı: "Allah`a kasem olsun, onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve hepsini de hayır yolunda harcasa kadere inanmadıkça, Allah onun hayrını kabul etmez! Sonra Abdullah dedi ki: Babam Ömer İbnul-Hattab (ra) bana şunu anlattı: "Ben Hz. Peygamber (sav) yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber (sav)`in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı: Ey Muhammed! Bana İslam hakkında bilgi ver! Hz. Peygamber (sav) açıkladı: "İslam, Allah`tan başka ilah olmadığına, Muhammed`in O`nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah`a haccetmendir." Yabancı:"Doğru söyledin" diye tasdik etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik. Sonra tekrar sordu: "Bana iman hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (sav) açıkladı. "Allah`a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah`tan olduğuna da inanmandır." Yabancı yine: "Doğru söyledin!" diye tasdik etti? Sonra tekrar sordu: "Bana ihsan hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (sav) açıkladı: "İhsan Allah`ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah`a ibadet etmendir. Sen O`nu görmesen de O seni görüyor." Adam tekrar sordu: "Bana kıyamet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (sav) bu sefer: "Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla birşey bilmiyor!" karşılığını verdi. Yabancı: "Öyleyse kıyametin alametinden haber ver!" dedi. Hz. Peygamber (sav) şu açıklamayı yaptı: "Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir (Müslim`in rivayetinde fakir kelimesi yoktur) davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir." Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. (Bu ifade Müslim`deki rivayete uygundur. Diğer kitaplarda "Ben üç gece sonra Hz. Peygamber (sav)`la karşılaştım" şeklindedir) Hz. Peygamber (sav) Ey Ömer, sual soran bu zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" deyince şu açıklamayı yaptı: "Bu, Cebrail aleyhisselamdı. Size dininizi öğretmeye geldi." Yezid'in bunu kullanması neyi ispat eder? Biz biliyoruz ki bu Emevilerden çok çok once dının temelinde olan bir esastır.Hatta sonra Mutezile'de Husn ve Kubh meselesi çıkıyor ki,konu ile alakali ayrı bir mevzudur.Zaten kaderi inkar eden Allah ne yaptığını ne yapacagını bilmiyor demektedir. Haşa! summe haşa!

Feyti
29-04-2012, 01:04
Yazdiklarindan hareket edecek olursak, cinlere inanmak, Hz.Ademin cennetten indirildigine inanmak, Hz.Isa'nin Allahin oglu olmadigina inanmak vs.vs. bunu uzatabilriz, hep temel iman esasidir. Halbuki imanla alakali hususi ayetler var ve bu ayetlerin varligi iman konsunun bi temeli oldugunu gosterir. Diger konular ise temel iman meselesi degildir, kader imanda buna dahildir.

Bedreddin
29-04-2012, 04:20
Evet bunlar iman meselesidir. Birincisi Kuran'da geçtiği için aynen iman etmek zorundayız. İkincisi bazı meseleler vardir ki, halk arasında inkara başlandığı zaman digerlerine itikadı yonden bu meseleyi ikrar etmeleri düşer.Ornegin basortusu Allah emridir, bunu inkar Allah'ın emrini inkardir, dolayısı ile hükmü inkar ve tasdik o zaman itikada girer.Cin ornegi de aynen böyledir , şimdi bunlara mikrop , mikroorganizma diyen aklı evveller var,iste bunlara karsı hakikisini tasdik itikada girer. İmam-ı Azam'dan ornek verecek olursak : İmam Ebû Hanîfe şöyle der: "Kabir azabını bilmem" diyen kimse helaka uğrayan Cehmiyye'dendir. Çünkü o kimse, kabir azabının ifade edildiği "Biz onları iki defa azaplandıracağız" (9/et-Tevbe, 101) ayetini ve kabirdeki azabı anlatan "Şüphesiz zulmedenlere bundan başka da bir azap var" (52/et-Tûr, 47) ayetini inkâr etmiştir. Eğer bu kimse, "Ben ayete inanıyorum; ancak tefsir ve teviline inanmıyorum" derse kâfir olur. Çünkü Kur'an'da, tevili tenzilinin aynı olan (ne ifade ettiği konusunda ayrıca yoruma gerek bırakmayacak ölçüde açık olan) ayetler vardır. Eğer bunu inkâr ederse kâfir olur."[1] Yine İmam Ebû Hanîfe şöyle der: Mestler üzerine meshin, mukim için bir gün bir gece, yolcu içihn üç gün üç gece olacak şekilde hak olduğunu ikrar ederiz. Çünkü hadiste böyle varit olmuştur. Bu konudaki rivayetler mütevatir seviyesine yakın olduğu için inkâr edenin küfründen korkulur."[2] Ekmeluddîn el-Bâbertî bu metni şerh ederken ilginç bir anekdot nakleder. Buna göre Tabiun'dan Katâde Kûfe'ye geldiğinde İmam Ebû Hanîfe ile bir araya gelirler. Ona şöyle der: "Sen, Dinlerini fırka fırka bölenlerden misin?" İmam buna şöyle cevap verir: "Ben Hz. Ebû Bekr ile Hz. Ömer'i (r.anhuma) diğer sahabîlerden üstün tutarım. Efendimiz (s.a.v)'in iki torununa muhabbet beslerim. Ve mestler üzerine meshe kailim." Bunun üzerine Katâde üç kere, "İsabet ettin. Bu çizgiden ayrılma" der.[3] Burada enteresan olun nokta şu: İmam Ebû Hanîfe, itikadî çizgisi hakkında Katâde'nin kulağına gitmiş olan yalan-yanlış bilgileri tashih etmek için dönemindeki bid'at fırkaların görüşlerine muhalif olduğunu beyan sadedinde üç husus zikretmektedir. Bunlar arasında sadece mestler üzerine meshin fıkhî bir mesele olduğu açıktır. Böyle olduğu halde İmam, bu meselenin itikadî bir boyutu olduğunu ihsas etmektedir. Bu boyut, konuyla ilgili rivayetlerin "ilim" ifade edecek kemiyette olduğu gerçeğinden başkası değildir. İmam Ebû Hanîfe (rh.a), itikadî meseleler hakkında yeterli bilgisi olmayan kimselerin takınması gereken tavır hakkında şöyle der: Tevhit (itikad) ilminin ince meselelerinden herhangi bir hususu anlamakta müşkilat çeken kimsenin, meseleyi sorup öğreneceği bir alim bulana kadar o konuda Allah Teala katındaki doğru neyse o şekilde inanması gerekir. Bu durumdaki bir kimsenin, meselenin doğrusunu öğrenmeyi ertelemesi caiz değildir. Bu durumdaki kimsenin, tevakkuf etmesi, meselenin aslını öğrenmekten geri durması mazur görülemez. Eğer bu durumdaki kimse, meselenin aslını öğrenmekten geri durursa (ve hayatını öylece şüphe içinde geçirmeye devam ederse) dinden çıkar."[4] Be sebeple itikadî meselelerde ya aklımıza takılan hususları ehil kimselerden sorup doğru bir şekilde öğreneceğiz, ya da hiç bu meselelere dalmadan "inandım" deyip geçeceğiz. İtikadda şüpheye yer yoktur. [1] el-Fıkhu'l-Ebsat, (İmam-ı Azam'ın Beş Eseri içinde), 48. [2] el-Vasıyye, (İmam-ı Azam'ın Beş Eseri içinde), 74. [3] Şerhu'l-Vasıyye, 124. [4] el-Fıkhu'l-Ekber, (Ali el-Karî şerhiyle birlikte), 319-20.

Feyti
29-04-2012, 12:40
Hala inkardan bahsediyosun, kimse biseyi inkar etmiyo guzel kardesim, sadece neyin temel iman konusu olup neyin olmadigini soyluyoruz, bunu anlamak bukadarmi zor. Allah hepmize Islami en guzel sekilde anlamayi nasip etsin

SehzadeOmer
29-04-2012, 13:18
Sen once benim sordugum soruya cevap ver, Kuranda kader temel iman konusumu degilmi??? Ayrica Muslmumun kitabinda anlattigin hadisin diger versiyonuda var!! O hadiste kader zikredilmemis, Buharide , “İman” adlı ikinci kitabında, Ebu Hüreyre’den şu hadisi rivayet eder: “Hz. Peygamber, dışarıda bir grup insanla birlikte oturduğu sırada ona bir adam geldi ve ‘İman nedir?’ dedi. Hz. Peygamber, ‘İman Allah’a, meleklerine, O’na kavuşmaya, resullerine ve ölümden sonraki hayata inanmandır’ diye cevap verdi” (Buhari, 2:37). Kadere iman zikredilmemistir. Kadere imani en cok istismar edenlerde emeviler olmustur. Yezid denilen seytan Allah Rasulunun torunu Hz.Huseyini sehit ettikten sonra ''Onu Allah öldürdü'' yani kaderiydi demistir. bu hadiste bir sey eksik mesla kitaplara iman ?

Bedreddin
29-04-2012, 13:59



Hala inkardan bahsediyosun, kimse biseyi inkar etmiyo guzel kardesim, sadece neyin temel iman konusu olup neyin olmadigini soyluyoruz, bunu anlamak bukadarmi zor. Allah hepmize Islami en guzel sekilde anlamayi nasip etsin Kader imandandir deyip ardindan ama temel iman esasindan degildir demek ne kadar garip,bu tasnifi kim yapmistir?biz olanca acikligimiz ile yazdiklarimizi ifade etmeye calisiyoruz,sen hala temel iman esasi diye tutturmussun,ve bu alakasiz yargi ile anlasilmadigini ifade ediyorsun.Senin fikrine delil getirdigin ayetler,temel iman esasi, digerleri degil gibi bir yargi cok gecersizdir.Zira biz yazmisiz ki herseyin bir ayet ve bir cumlede gecmesine luzum yok.Bir cok ayet-i kerimede bu boyle islenmistir ve tevbe suresinde de acikca Rasulullah sallelahu aleyhi ve sellem'e kaderi teblig etmesi belirtilmistir.De ki: “Allah'ın bize yazdığı şeyden başkası, bize asla isabet etmez.(Tevbe/51) ve dolayisi ile bu bir iman esasidir.Ve dedigini desteklemek icinde ardindan,Buharide ki bir rivayetde kader meselesi gecmiyor demen,son derecede alakasizdir,zira bircok hadiste kadere iman vardir ve iman esaslari icinde acikca zikredilmistir.Bir hadisin sadece bir rivayetine bakip,hukum cikarilmaz mesele ile alakali butun hadislere bakilir. "İman nedir?" - "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayır ve şerriyle kadere inanmandır." cevabını vermiştir.(bk. Müslim, "Îmân", 1; Ebû Dâvûd, "Sünnet", 15; İbn Mâce, "Mukaddime", 9). Mesela Muslimde gecen ayni hadis farkli bir tarikten soyle zikredilmistir: Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir, Umâra'dan — ki İbni'l-Ka'kaa'dır — o da Ebu Zür'a'dan, o da Ebu Hüreyre'-den naklen rivayet etti. Ebu Hüreyre şöyle demiş: Resullah (Sallelahu Aleyhi ve Sellem): «Sorun bana» dedi. Ashab ona bir şey sormaktan çekindiler. Derken bir adam geldi; ve Resûlüllah (S.A.V.)'in iki dizinin dibine oturarak: «Ya Resulâllah! İslâm nedir?» dedi, Resûlüllah (S.A.V.): «Allah'a hiç bir şeyi şerik koşmazsın; namazı dosdoğru kılarsın; Zekâtı verirsin ve Ramazanı tutarsın.» buyurdu. Adam: «Doğru söyledin» dedi (tekrar;) «Yâ Resulâllah! İmân nedir? diye sordu. Resûlüllah (S.A.V.): «Allah'a, Meleklerine, Kitabına, Allah'a kavuşmaya ve Peygamberlerine, bir de öldükten sonra dirilmeye inanman, bir de bütün kadere inanmandır.» buyurdu. Adam: «Doğru söyledin.» dedi. Daha ne olsun?

SehzadeOmer
29-04-2012, 14:15
http://www.youtube.com/watch?v=2HUrSjQ7Bww

Feyti
29-04-2012, 14:18
Neden garip oluyo?? Bu ayirimi Kuranin kendisi yapiyo!! Nisa 136 da Cenabi Hak temel iman esaslari bize anlatmistir. Akil var mantik var, bircok konunun bi temeli ve detayi vardir. Imanda boyledir. Islamda ilk delil Kuran'dir ve Kuranda kadere iman temel iman esaslarina dahil edilmemissitir, once bunu kabul et. Ikincisi sadece buharide degil muslumun kitabinda ayni hadisin diger versiyonlarinsda kadere iman yine zikredilmemistir. Kaderin zikredildigi hadisin sakat oldugunu anlatan bi yazi: ) Hz Peygambere fatura edilen hadislerden getirilen deliller: İmanın şartının altı olduğunu iddia edenler, bu iddialarına Sahih Müslim’de geçen “Cibril hadisi” diye meşhur olan bir hadisi delil gösterirler. Bize göre bu hadis delil olarak gösterilemez. Çünkü ilk başta bu hadis gelenekçilerin belirttiği gibi, isnadı sahih ve metni problemsiz bir hadis değildir. Bu hadis, kaynak metodolojisi, isnad ve metin açısından birçok problemler taşımaktadır. Biz burada bu problemleri tartışacak değiliz. Dileyen okuyucularımız, bu hadislerin tetkiki için, hadis konusunun uzmanlarının değerlendirmelerine bakarak haklılığımızı görebilir. (Cibril hadisinin değişik varyantlarını görebilmek için Mahmut Ebu Rayye’nin yazmış olduğu Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması adlı kitaba bakılabilir. Sh: 102-103 Yine Cibril hadisinin sened ve metin açısından taşıdığı problemleri görebilmek için Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun yazmış olduğu Alternatif Hadis Metodolojisi adlı kitaba bakılabilir. Sh: 353-355 ) Şimdi, kadere imanın, imanın altı şartından bir tanesi olmadığını, gelenekçilerinde kabul edip itimat ettiği hadislerle ispatlayalım. a) Hadis kaynaklarımızdaki imanın şartlarını açıklayan hadisler arasında çelişkiler vardır. Mesela Buhari ve Müslim’in ittifak ettikleri hadislere baktığımızda, imanın şartının altı olmadığı görülür. (Buhari ve Müslim’in ittifak ettikleri hadisler Muhammed Fuat Abdulbaki C:1 Sh:3 ) Bu tip hadislerin en sağlam hadisler olduğunu, gelenekçilerde kabul etmektedir. Ama gelenekçilerin usulü, usulsüzlük olduğu için burada genel kabullere zıt düşmemek adına, daha sahih rivayetleri terk etmiş ve işlerine gelen daha zayıf rivayetleri almışlardır. b) İmanın şartlarını belirten hadisleri rivayet eden sahabelerin en meşhuru, Ebu Hureyre’dir. Ebu Hureyre, Hz Peygamberden en çok hadis rivayet eden ravidir. O, beşbin küsur hadisi rivayet etmiştir. O’nun rivayet ettiği hadisler; inanç, amel ve ahlaki konularda delil olarak kullanılmaktadır. Şimdi bu bilgilerden hareketle, imanın şartının altı olduğunu iddia edenlere bazı sorular sormak istiyoruz. Beşbin küsur hadisi rivayet ettiğine inandığınız Ebu Hureyre, imanın altıncı şartını aklında tutamaz mı? Veya unuttuğu zaman, hep kadere imanı mı unutur? Niçin mi bunları soruyoruz. Çünkü, Ebu Hureyre’nin Buhari rivayetinde, kadere iman, imanın şartları arasında sayılmıyor. Ama aynı Ebu Hureyre’nin Nesei rivayetinde, kadere iman, imanın şartları arasında sayılıyor. Çelişkiler bununla da son bulmuyor. Müslim’de geçen iki Ebu Hureyre rivayetinin birinde, kadere iman zikredilirken, diğerinde zikredilmiyor. Bize göre, Ebu Hureyre’nin Buhari ve Müslim’deki ortak rivayetinde, kadere imanın geçmemesi, kadere imanın, imanın altıncı şartı olmadığını ispatlamaya yeterli bir delildir. Yukarıdaki çelişkili rivayetler, aslında bu rivayetlerin çoğunluğunun Ebu Hureyre adına fatura edildiğinin de apaçık delilidir. c) Birbiriyle çelişkili olan hadisleri kronolojik sıraya koyduğumuzda, onların siyasi sebepler dolayısıyla uydurulduğu ve sonradan imanın şartları arasına dahil edildiği anlaşılır. Mesela, kadere imanın, imanın altı şartından bir tanesi olduğuna delil olarak getirilen Cibril hadisine bir bakalım. Araştırıldığında, bu hadisin ilk dönem kaynaklarında değil de, daha çok geç dönem kaynaklarında geçtiği görülecektir. Buhari öncesi bazı hadis alimlerinin (Hemmam İbn-i Münebbih, Mamer İbn-i Raşid, Malik, Şafii, Humeydi, Abdurrezzak…vb) hiçbirisinin eserinde bu hadise rastlanmamıştır. Demek ki bu hadis, muhaddisler tarafından itibara alınmamıştır. Bu hadisleri kitaplarına alanların çoğu da, zaten Irak bölgesinin alimleridir. Çünkü, kader meselesi, ilk defa Irak’ın Basra bölgesinde tartışılmış bir mesele olduğundandır ki, hicaz ulemasının pek bilmediği bu hadis, daha çok Irak alimleri arasında yayılmıştır. (Bu konuyu daha geniş araştırabilmek için, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun yazmış olduğu Alternatif Hadis Metodolojisi adlı kitaba bakınız. Sh: 354) Görüldüğü gibi, bu gerçek, bizi bir başka gerçeğe götürmektedir. Bu gerçek de, gelenekçi anlayışın –siyasi sebepler yüzünden yapmış olduğu- kader yorumunun daha sonra imanın şartları arasına sokuşturulduğu, gerçeğidir. Kadere iman konusunu, önyargısız bir şekilde araştıran her araştırıcı, sonunda bu gerçeğe ulaşacaktır. Mesela bu konuyu derinlemesine araştırarak, kader konusundaki tam 380 rivayeti incelemiş olan Yrd. Doç Dr. Musa Bağcı “Hadislere Göre Kader Problemi” adlı araştırmasının sonucunda; bu konudaki hadislerin ahad olduklarını, bu yüzden delil olarak kullanılamayacaklarını, ilk dönem kaynaklarında çok azken daha sonraki dönemde sayılarının hızla artmış olduğunu ve bu hadislerin siyasi sebepler sonucunda uydurulduğunu ortaya çıkarmıştır. (Yrd. Doç Dr. Musa Bağcının görüşlerinin daha geniş açıklaması için, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun yazmış olduğu Alternatif Hadis Metodolojisi adlı kitaba bakınız. Sh: 372) Bilindiği gibi kaderle ilgili hadislerin bazılarında, kaderle ilgili tartışmaların bizzat Peygamber tarafından yasaklandığından bahsedilmektedir. Tirmizi’de geçen ve Ebu Hureyre’den nakledilen bir hadiste “Biz kader konusunda tartışırken Rasullah yanımıza geldi. Kaderi tartıştığımızı görünce, öfkelendi ve yüzü kızardı. Bize “Size bununla mı gönderildim? Sizden öncekiler bunu tartışma konusu yaptıkları için helak oldular. Bu konuda tartışma yapmamanızı istiyorum. “ dedi. “ diye bir hadis nakledilmiştir. Eğer bu sözü Peygamber söylemişse, kaderle ilgili yüzlerce rivayeti, nakleden sahabe, tabiun, tebe-i tabiun….vb niçin Peygamberin bu uyarılarına kulak asmadılar. Bunun cevabı oldukça basit. Çünkü, kader konusunun tartışılmasının asıl sebebi olan siyasi olaylar Peygamber döneminde olmadığı için, bu rivayetlerin hemen hemen hepsi sonradan peygambere fatura edilmiştir. Bu hadislerin siyasi sebeplerden dolayı uydurulduğunda hiçbir şüphemiz yoktur. Buhari ve Müslim’de ittifakla geçen şu hadis, bizim görüşümüzü ispata yeterlidir. Ebu Hureyre’den nakledilen bu hadiste “İki (İslam) topluluğu savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu iki topluluk arasında büyük bir harp olacaktır. Halbuki ikisinin de davası birdir. “(Buhari ve Müslim’in ittifak ettikleri hadisler Muhammed Fuat Abdulbaki C:3 Sh:372) sözü Peygambere fatura edilmiştir. Bu hadis Cebriye mezhebinin siyasi yorumunun, Peygambere fatura edildiğinin ve hadisleştirilerek, en sahih olduğu iddia edilen Buhari ve Müslim’e sokulduğunun en açık delilidir. Bu hadisle, Sıffin savaşına katılanların suçsuzluğu ispatlanmaya çalışılmaktadır. Bir başka hadiste ise, (önceki hadisin aksine) Sıffin savaşına katılanların suçluluğu ispatlanmaya çalışılmıştır. Şimdi de Buhari ve Müslim’de ittifakla geçen bu hadisin metnini verelim. Ebu Bekre’den nakledilen bu hadiste “Ebu Bekre hadisi Ahmet b. Kays rivayetinde şöyle demiştir. “(Sıffin harbi sırasında) şu adama (Ali b. Ebi Talip) yardım etmeye gittim. (Yolda) Ebu Bekre ile karşılaştım. Nereye gitmek istiyorsun? Diye sordu. Ben “Şu adama (Ali’ye) yardım etmeye” dedim. Ebu Bekre “Dön zira ben Rasullah’ın İki Müslüman kılıçlarıyla karşı(laşıp vuruştukları) zaman öldüren de, ölen de cehennemdedir.” Buyurdu. Ben ya Rasullah, şu katilin Cehennemlik oluşunu anladık, öldürülene ne oluyor? Dedim. O da arkadaşını öldürmeye hırslı idi” buyurdu. (Buhari ve Müslim’in ittifak ettikleri hadisler Muhammed Fuat Abdulbaki C:3 Sh:371-372) Bu hadislerin siyasi çekişmeler sonucunda ortaya çıkan savaşlara getirilen yorumlardan başka bir şey olmadığı ne kadar açık ve net anlaşılıyor değil mi? Bu yorumların mensupları, siyasi yorumlarını Peygambere fatura ederek hadis kalıbına sokmuşlar ve daha sonrada bunu kitlelere Peygamberin sözü olarak yaymışlardır. Bu yayılma, imam Şafi’nin isnad eksenli hadis anlayışının İslam toplumuna yayılmasından sonra daha da bir ivme kazanmıştır. Topluma bu görüş tamamen hakim olduktan sonrada, kelamcılarda hadisçilerin baskılarına daha fazla dayanamayıp, inançla alakası olmayan bu tür konuları inanç meselelerinin içine dahil etmişlerdir. Bize göre, isnadları ve metinleri problemli olan bu ahad hadisler, hiçbir zaman akide konusunda delil olamazlar. Bu rivayetlere itibar edilerek, inanç esaslarına ilave yapmak doğru değildir.

giyarto
29-04-2012, 17:39
Ik begrijp dat er irritaties en onzekerheden bij vele kan optreden na het lezen van de stukken hierboven. Elk individu probeert zijn gelijk te halen naar capiciteiten en inzichten die vanaf de geboorte zijn opgeslagen in het evolutionair bewustzijn. We moeten ons realiseren hetzelfde problemen bij alle geliefde geleerdes in de islamitische wereld voordoen. Deze mensen gedragen zich als een afgescheiden Ik persoon en leven in een illusie terwijl het leven een energieveld is waar alle manefestaties volgens de Wetten van Esma ul husna zijn vastgelegd. Helemaal niets gebeurt zonder weten van God en is systematisch, mathemetisch en pragmatische precisie vastgelegd tot de dag des Oordeels.. Hierbij doel ik op alle verzen betrekking hebben op het Lot. Ieder wezen ondergaat een natuurlijk proces in de paradigmatische tijdcyclus waar men zich bevindt. Dit betekend dat een hindoe christen jood atheist agnost boeddha soenniet sjiet bla bla etc door God zijn voorgeprogrammeerd. “Sen varlığını en duru (hanîf) olan yaşam tarzına (dîne) getir; Allah’ın doğasına (fıtratına). O, insanları ona göre (doğa kanunlarına göre) yaratmış*tır. Allah’ın yaratışı değişmez (yasalara tabidir). İşte bu var olan yaşam şeklidir(din). Ama in*sanların çoğu bunu bilmez*ler.” Rum; 30:30 Als men de Koran niet als een natuurwetenschappelijk, Universeel en Zelfinterpreterend boek in zijn Geheel leest dan zal het zich niet openbaren in de juiste vorm. Elk toevoeging of raadpleging door geinstitutionaliseerde geloofsdogma's is een vorm van Shirk. Dit is ook een van de redenen waarom de grondleggers van hadieth in een wereld van verdeeldheid leven waarvan de fundament door Iblis is afgelegd. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. (de wet van wisselwerking in dit geval het kwade in het systeem van Esma ul husna) Het onderste onwetend laagje weten niet eens wat ze eigenlijk volgen. Alle wereldse systemen hebben hetzefde principes. De koran nodigt je uit om hier bewust van te worden en je volledig te overgeven aan het Universum. Onze denkbeeldige Ik-normen en waardes zijn in de wetten van evolutie zinloos en genadeloos. Evolutie is totaal onverschillig ten aanzien van het Lot van het individu.

Bedreddin
29-04-2012, 18:28
Neden garip oluyo?? Bu ayirimi Kuranin kendisi yapiyo!! Nisa 136 da Cenabi Hak temel iman esaslari bize anlatmistir. Akil var mantik var, bircok konunun bi temeli ve detayi vardir. Imanda boyledir. Islamda ilk delil Kuran'dir ve Kuranda kadere iman temel iman esaslarina dahil edilmemissitir, once bunu kabul et. Ikincisi sadece buharide degil muslumun kitabinda ayni hadisin diger versiyonlarinsda kadere iman yine zikredilmemistir. Kaderin zikredildigi hadisin sakat oldugunu anlatan bi yazi: ) Hz Peygambere fatura edilen hadislerden getirilen deliller: İmanın şartının altı olduğunu iddia edenler, bu iddialarına Sahih Müslim’de geçen “Cibril hadisi” diye meşhur olan bir hadisi delil gösterirler. Bize göre bu hadis delil olarak gösterilemez. Çünkü ilk başta bu hadis gelenekçilerin belirttiği gibi, isnadı sahih ve metni problemsiz bir hadis değildir. Bu hadis, kaynak metodolojisi, isnad ve metin açısından birçok problemler taşımaktadır. Biz burada bu problemleri tartışacak değiliz. Dileyen okuyucularımız, bu hadislerin tetkiki için, hadis konusunun uzmanlarının değerlendirmelerine bakarak haklılığımızı görebilir. (Cibril hadisinin değişik varyantlarını görebilmek için Mahmut Ebu Rayye’nin yazmış olduğu Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması adlı kitaba bakılabilir. Sh: 102-103 Yine Cibril hadisinin sened ve metin açısından taşıdığı problemleri görebilmek için Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun yazmış olduğu Alternatif Hadis Metodolojisi adlı kitaba bakılabilir. Sh: 353-355 ) Şimdi, kadere imanın, imanın altı şartından bir tanesi olmadığını, gelenekçilerinde kabul edip itimat ettiği hadislerle ispatlayalım. a) Hadis kaynaklarımızdaki imanın şartlarını açıklayan hadisler arasında çelişkiler vardır. Mesela Buhari ve Müslim’in ittifak ettikleri hadislere baktığımızda, imanın şartının altı olmadığı görülür. (Buhari ve Müslim’in ittifak ettikleri hadisler Muhammed Fuat Abdulbaki C:1 Sh:3 ) Bu tip hadislerin en sağlam hadisler olduğunu, gelenekçilerde kabul etmektedir. Ama gelenekçilerin usulü, usulsüzlük olduğu için burada genel kabullere zıt düşmemek adına, daha sahih rivayetleri terk etmiş ve işlerine gelen daha zayıf rivayetleri almışlardır. b) İmanın şartlarını belirten hadisleri rivayet eden sahabelerin en meşhuru, Ebu Hureyre’dir. Ebu Hureyre, Hz Peygamberden en çok hadis rivayet eden ravidir. O, beşbin küsur hadisi rivayet etmiştir. O’nun rivayet ettiği hadisler; inanç, amel ve ahlaki konularda delil olarak kullanılmaktadır. Şimdi bu bilgilerden hareketle, imanın şartının altı olduğunu iddia edenlere bazı sorular sormak istiyoruz. Beşbin küsur hadisi rivayet ettiğine inandığınız Ebu Hureyre, imanın altıncı şartını aklında tutamaz mı? Veya unuttuğu zaman, hep kadere imanı mı unutur? Niçin mi bunları soruyoruz. Çünkü, Ebu Hureyre’nin Buhari rivayetinde, kadere iman, imanın şartları arasında sayılmıyor. Ama aynı Ebu Hureyre’nin Nesei rivayetinde, kadere iman, imanın şartları arasında sayılıyor. Çelişkiler bununla da son bulmuyor. Müslim’de geçen iki Ebu Hureyre rivayetinin birinde, kadere iman zikredilirken, diğerinde zikredilmiyor. Bize göre, Ebu Hureyre’nin Buhari ve Müslim’deki ortak rivayetinde, kadere imanın geçmemesi, kadere imanın, imanın altıncı şartı olmadığını ispatlamaya yeterli bir delildir. Yukarıdaki çelişkili rivayetler, aslında bu rivayetlerin çoğunluğunun Ebu Hureyre adına fatura edildiğinin de apaçık delilidir. c) Birbiriyle çelişkili olan hadisleri kronolojik sıraya koyduğumuzda, onların siyasi sebepler dolayısıyla uydurulduğu ve sonradan imanın şartları arasına dahil edildiği anlaşılır. Mesela, kadere imanın, imanın altı şartından bir tanesi olduğuna delil olarak getirilen Cibril hadisine bir bakalım. Araştırıldığında, bu hadisin ilk dönem kaynaklarında değil de, daha çok geç dönem kaynaklarında geçtiği görülecektir. Buhari öncesi bazı hadis alimlerinin (Hemmam İbn-i Münebbih, Mamer İbn-i Raşid, Malik, Şafii, Humeydi, Abdurrezzak…vb) hiçbirisinin eserinde bu hadise rastlanmamıştır. Demek ki bu hadis, muhaddisler tarafından itibara alınmamıştır. Bu hadisleri kitaplarına alanların çoğu da, zaten Irak bölgesinin alimleridir. Çünkü, kader meselesi, ilk defa Irak’ın Basra bölgesinde tartışılmış bir mesele olduğundandır ki, hicaz ulemasının pek bilmediği bu hadis, daha çok Irak alimleri arasında yayılmıştır. (Bu konuyu daha geniş araştırabilmek için, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun yazmış olduğu Alternatif Hadis Metodolojisi adlı kitaba bakınız. Sh: 354) Görüldüğü gibi, bu gerçek, bizi bir başka gerçeğe götürmektedir. Bu gerçek de, gelenekçi anlayışın –siyasi sebepler yüzünden yapmış olduğu- kader yorumunun daha sonra imanın şartları arasına sokuşturulduğu, gerçeğidir. Kadere iman konusunu, önyargısız bir şekilde araştıran her araştırıcı, sonunda bu gerçeğe ulaşacaktır. Mesela bu konuyu derinlemesine araştırarak, kader konusundaki tam 380 rivayeti incelemiş olan Yrd. Doç Dr. Musa Bağcı “Hadislere Göre Kader Problemi” adlı araştırmasının sonucunda; bu konudaki hadislerin ahad olduklarını, bu yüzden delil olarak kullanılamayacaklarını, ilk dönem kaynaklarında çok azken daha sonraki dönemde sayılarının hızla artmış olduğunu ve bu hadislerin siyasi sebepler sonucunda uydurulduğunu ortaya çıkarmıştır. (Yrd. Doç Dr. Musa Bağcının görüşlerinin daha geniş açıklaması için, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun yazmış olduğu Alternatif Hadis Metodolojisi adlı kitaba bakınız. Sh: 372) Bilindiği gibi kaderle ilgili hadislerin bazılarında, kaderle ilgili tartışmaların bizzat Peygamber tarafından yasaklandığından bahsedilmektedir. Tirmizi’de geçen ve Ebu Hureyre’den nakledilen bir hadiste “Biz kader konusunda tartışırken Rasullah yanımıza geldi. Kaderi tartıştığımızı görünce, öfkelendi ve yüzü kızardı. Bize “Size bununla mı gönderildim? Sizden öncekiler bunu tartışma konusu yaptıkları için helak oldular. Bu konuda tartışma yapmamanızı istiyorum. “ dedi. “ diye bir hadis nakledilmiştir. Eğer bu sözü Peygamber söylemişse, kaderle ilgili yüzlerce rivayeti, nakleden sahabe, tabiun, tebe-i tabiun….vb niçin Peygamberin bu uyarılarına kulak asmadılar. Bunun cevabı oldukça basit. Çünkü, kader konusunun tartışılmasının asıl sebebi olan siyasi olaylar Peygamber döneminde olmadığı için, bu rivayetlerin hemen hemen hepsi sonradan peygambere fatura edilmiştir. Bu hadislerin siyasi sebeplerden dolayı uydurulduğunda hiçbir şüphemiz yoktur. Buhari ve Müslim’de ittifakla geçen şu hadis, bizim görüşümüzü ispata yeterlidir. Ebu Hureyre’den nakledilen bu hadiste “İki (İslam) topluluğu savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu iki topluluk arasında büyük bir harp olacaktır. Halbuki ikisinin de davası birdir. “(Buhari ve Müslim’in ittifak ettikleri hadisler Muhammed Fuat Abdulbaki C:3 Sh:372) sözü Peygambere fatura edilmiştir. Bu hadis Cebriye mezhebinin siyasi yorumunun, Peygambere fatura edildiğinin ve hadisleştirilerek, en sahih olduğu iddia edilen Buhari ve Müslim’e sokulduğunun en açık delilidir. Bu hadisle, Sıffin savaşına katılanların suçsuzluğu ispatlanmaya çalışılmaktadır. Bir başka hadiste ise, (önceki hadisin aksine) Sıffin savaşına katılanların suçluluğu ispatlanmaya çalışılmıştır. Şimdi de Buhari ve Müslim’de ittifakla geçen bu hadisin metnini verelim. Ebu Bekre’den nakledilen bu hadiste “Ebu Bekre hadisi Ahmet b. Kays rivayetinde şöyle demiştir. “(Sıffin harbi sırasında) şu adama (Ali b. Ebi Talip) yardım etmeye gittim. (Yolda) Ebu Bekre ile karşılaştım. Nereye gitmek istiyorsun? Diye sordu. Ben “Şu adama (Ali’ye) yardım etmeye” dedim. Ebu Bekre “Dön zira ben Rasullah’ın İki Müslüman kılıçlarıyla karşı(laşıp vuruştukları) zaman öldüren de, ölen de cehennemdedir.” Buyurdu. Ben ya Rasullah, şu katilin Cehennemlik oluşunu anladık, öldürülene ne oluyor? Dedim. O da arkadaşını öldürmeye hırslı idi” buyurdu. (Buhari ve Müslim’in ittifak ettikleri hadisler Muhammed Fuat Abdulbaki C:3 Sh:371-372) Bu hadislerin siyasi çekişmeler sonucunda ortaya çıkan savaşlara getirilen yorumlardan başka bir şey olmadığı ne kadar açık ve net anlaşılıyor değil mi? Bu yorumların mensupları, siyasi yorumlarını Peygambere fatura ederek hadis kalıbına sokmuşlar ve daha sonrada bunu kitlelere Peygamberin sözü olarak yaymışlardır. Bu yayılma, imam Şafi’nin isnad eksenli hadis anlayışının İslam toplumuna yayılmasından sonra daha da bir ivme kazanmıştır. Topluma bu görüş tamamen hakim olduktan sonrada, kelamcılarda hadisçilerin baskılarına daha fazla dayanamayıp, inançla alakası olmayan bu tür konuları inanç meselelerinin içine dahil etmişlerdir. Bize göre, isnadları ve metinleri problemli olan bu ahad hadisler, hiçbir zaman akide konusunda delil olamazlar. Bu rivayetlere itibar edilerek, inanç esaslarına ilave yapmak doğru değildir. Komedi'den baska birsey degil.Alintiladigin yazi Ali Umuc'un yazisi,bu adam din bilgini bile degil,kendisi Eczacilik okumus bir zattir.Yazinin icindeki hezeyanlari teker teker cevaplayacak vaktim yok,lakin birkac isim uzerinde durmak istiyorum. Bahse konu olan Ebu Rayye bizim sunnet munkerlerinin kiblesi gibi birseydir.Misirda o'nun hakkinda cok reddiye yazilmistir.Ezher hocalarindan Ahmet Sakir'in sunnet calismalarina bakilabilir. Kirbasoglu ise yine sunnet hakkinda sacma sapan calismalar yapan bir zattir,o'nun hakkinda da bir suru sey soylenebilir. Bunlarin ikiside itibar edilecek zatlar degildir,zira meselelere zaten bir on kosul ile bakmaktadirlar. Gelelim Islamoglu'nun videodaki herzaman ki cahil savrulmalarina,efendim bu konuda iki rivayet varmista,birisinde kader varmis digerinde yokmus.Muthis bir cehalet gostergesi,ancak zaten cahilleri kandirir,bu ifadeler. Hz. Ali (kerremallahu vechehu) diyor ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: "Kişi dört şeye inanmadıkça mü'min olmuş sayılmaz: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed olduğuma, beni (bütün insanlara) hakla göndermiş bulunduğuna şehâdet etmek, ölüme inanmak, tekrar dirilmeye inanmak, kadere inanmak"(Tirmizî, Kader: 10, (2146); ) Genel Manada Kader Hadisleri Kadere imanı da içeren altı inanç esasının bir arada ifade edilmesi ilk olarak Cibril hadisinde yer almıştır. Söz konusu hadis Buhârî'nin Sahihinde şu şekilde geçmektedir: Bir gün Hz. Peygamber açık bir yerde bir grup sahabi ile beraber oturuyordu. Yanına bir adam gelip "İman nedir?" diye sordu. Hz. Peygamber de "İman Allah'a, onun meleklerine, sonunda ona varılacağına, onun elçilerine ve ölümden sonraki hayata inanmaktır" dedi( Buhârî, "iman", 37). Bu hadis Müslim'de ise üç değişik rivayeti ile yer alır. Birinci ve ikinci rivayetler hemen hemen Buhârî'dekinin aynıdır(Müslim "iman", 1). Üçüncü rivayetin ise hem râvilerinde hem de metninde değişiklik vardır. Bunda Hz. Peygamberin cevabı şu şekildedir: "Allah'a, onun meleklerine, kitabına, ona kavuşacağına, onun elçilerine, ölümden sonraki hayata ve kadere, kaderin hepsine inanmaktır". Görüldüğü üzere kader konusu üç rivayetten sadece üçüncüsünde iman esaslarına dahil olmaktadır. Müslim'de yer alan bir rivayette de Yahya b Yamer Abdullah b. Ömer'e "kader yoktur, her şey burada başlar ve biter" diyenler hakkındaki görüşünü soruyor ve o da: "İman Allaha, onun meleklerine, kitaplarına, elçilerine ve kıyamet gününe inanmaktır, kadere, hayrına ve şerrine de inanmaktır" diyor. Burada yukarıdaki hadiste yer alan "Allah'a kavuşmak" ifadesi düşerken, bir önceki hadiste geçen kadere, "hayrihî ve şerrihî" ilâve edilmiştir.(Buhârî bu rivayeti Sahih'ine almazken, Müslim birinci sıraya koyarak kendi tercihi olduğunu ortaya koymuştur) Görüldüğü üzere hadislerde kadere iman, "onun hepsine", "getireceği hayra ve şerre" inanma şeklinde ortaya konulmakta ve "hepsinin Allah'tan olduğu" bildirilmektedir.

Feyti
29-04-2012, 21:48
Vaktin yok degil, adam gibi verecek cevabin yok. Soylenenlere icerikli cevabin olmadigi icin gelmis kisileri kotuleyerek isin icinden siyrilmaya calisiyosun, yani komediyi sen yapiyosun. Ne Kuranda, nede buhari ve diger muslim hadislerinde kaderin temel iman esasi olugunu goremezsin, sadece ''sakat'' versiyona uyarak kader temel iman konusudur demek cok komik. En son yazdigin bolumde buharinin o rivayeti sahihine almamasi hikmetsiz degil herhalde, sahih olmadigi icin almamis demekki!! Unutmaki hadis konusunda kaynak olarak once buhari sonra muslum ve digerleri gelir. Bu konuda benim dyeceklerim bu kadar, papagan gibi soylediklerimi surekli tekrarlayacak degilim, herseyin en dogrusunu Allah bilir.

Bedreddin
30-04-2012, 00:16
Bizim burada bu zatin her istedigi zamanda hazir ve nazir bulunmak,her zaman en evvel kendisinin sacmaliklarini cevaplamak gibi bir zorunlulugumuz mu var?Ali Umuc gibi bir eczaci'nin toparladigi bilgileri bize ilmi makale getirmis gibi lanse etmeside ayri bir trajedi.Zaten bu eczaci parcasindan baska kimseden ve muteber bir tane alimden alinti yapmamistir. Gelelim su kotulendigi bahsedilen zatlardan birisi olan Ebu Rayye'ye.Eczaci toparladigi sacmada, o'nu delil gosteriyordu.Bizde bu adamin delil olmadigini soyledik.Bakalim Ebu Rayye hakkinda neler deniliyor: Yine Misirli olan buyuk alim Prof. Dr. Muhammed Ebû Şehbe,Ebu Rayye'ye yazdigi reddiyyesinde der ki: Dün söylediği bugün söyledikleriyle çelişiyor, orada söylediği burada yazdığına ters. Bu da yazarın sadece şüpheci ve hasta bir akılla düşündüğünü ifade eder. Bir oradan bir buradan görünen 'ücretli' bir kalemin yazdıklarına delâlet eder ki, bozguncuların kârı da budur." Onun "ücretli" bir yazar olduğuna dair ilk işaret, kitabının ilk baskısının, Yahudiler tarafından satın alınıp dağıtılması üzerine çok kısa sürede tükenmesinde görülür Seyyid Murteza diyor ki: Ebû Rayye ne oradandır ne buradan; ne Sünnî'dir ne Şiî. Anlarız ki, muârız fikirlere ait kaynakları işine geldiği gibi kullanan, "iki cami arasında bînamaz" tarifine uyan iki yüzlü bir adamdır. Bu tip insanlar Şeytan'dan başkasına hizmet etmezler. İnananlar arasına tefrika sokma konusunda, en az oryantalistler kadar kurnaz ve tehlikelidirler. Efendimiz (s.a.v.)'in şu hadisleri bunlar içindir sanki: "Münâfık, iki sürü arasında şaşkın şaşkın gidip gelen koyuna benzer. Bir buraya yanaşır, bir oraya. Hangisinin peşinden gideceğini bilmez." "Size gereken cemaatten ayrılmamaktır. Kurt, yalnız koyunu yer." "Allah'ın eli Cemaat'in üzerindedir. Ondan ayrı kalanı (eş-şâzz), kurdun sürüden koyunu kaptığı gibi Şeytan kapar!"(es-Seyyid Murtezâ er-Radavî, Mea Ricâli’l-Fikri fi’l-Kâhire, 1/136:) Mesela Ebu Rayye’nin bir sahtekarligi: Hz. Ömer, uzun süre şahsı için dahi Beytü'l-mâl'den yiyecek olarak hiçbir şey almamış, ancak günün birinde zaruret hasıl olunca bu konuyu sahâbeye danışmış, neticede Hz. Ali (r.a.)'nin "sabah ve akşam birer kere al" demesi üzerine iknâ olmuştur. İbn Sîrîn'in Ebû Hureyre (r.a.)'den naklettiği bir rivayetin sonunda yaptığı şu izah, meseleyi kökünden halletmektedir: "Önce onlardan alır, sonra bundan daha faziletlisini onlara verirdi. Ki bu hâdiseden sonra ona: Vali olmuyor musun yâ Ebâ Hureyre? diye sormuştu... Ebû Rayye bu ve bunun gibi, senedli ve sahih haberleri bırakıp, hâdiseyi İbn Abdi Rabbih'in "el-Ikdü'l-Ferîd"inden aktarmakta, oradaki senedsiz rivayette geçen "sonra kamçısıyla üzerine yürüyüp kan akıncaya kadar onu dövdü" cümlesi üzerine senaryo yazmaktadır. Oysa senedi sepeti olmayan [bu tabir, kulaktan kulağa yayılan asılsız haberlere ıtlak olunan "Lâ senede lehû ve lâ sebete fîhi" (senedi sebeti yoktur) ifadesinden dilimize geçmiştir işbu rivayetin ardından, Ebû Hureyre'nin: "Ben Allah'ın ve Kitabı'nın değil, onlara düşman olanın düşmanıyım" diye karşılık verdiği rivayet gelmektedir. Ancak sıhhatinde şüphe olmayan ve üstelik İbn Ebi'l-Hadîd'in de naklettiği bu ikinci rivayet, Ebû Rayye'nin işine gelmemektedir. İsnad zinciri bilinen, sağlam görgü şahidlerine ve âdil râvîlere dayanan rivayetlerin, gerekli şartları taşımayan rivayetler karşısındaki konumuna, yakın zamanda tanık olduğumuz bir gazete haberi güzel bir örnektir(....) Abdü'l-Mün'im Salih el-İzzi’nin Ebu Rayye’ye reddiyesi vardir,daha bu konuda bir surude sayilabilir.Iste senin gibi birseyden anlamaz adamlar,eczacilarin pesine duserse,boyle sahtekarlarin maskarasi olurlar. Ne Kuranda, nede buhari ve diger muslim hadislerinde kaderin temel iman esasi olugunu goremezsin, sadece ''sakat'' versiyona uyarak kader temel iman konusudur demek cok komik. Komikmis.Sakat olan kendi kafan,Buhari'nin ve Muslim'in ikisinde de bu konuya temas eden bizzat iman sarti icinde saydiklarini belirten seyler yazmistik.Hatta sadece o ikisinde de degil.Ebu Davud ve Tirmizide de bu konuda rivayetler vardir.Buhari bizzat Kader bab'i diye bir kitap aktarmistir.Ama sizin arizali kafaniz sadece bir hadis'e odaklandigi icin,Ustadiniz Ebu Rayye gibi isinize geleni goruyorsunuz. Mesela Tirmizi ve Ibn Mace ittifak hadisi: Ali (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kişi şu dört şeye iman etmedikçe mümin olamaz; 1- Allah’tan başka hiçbir ilah ve otoritenin olmadığına, 2- Benim Allah’ın Rasûlü olduğuma ve beni hak ile gönderdiğine, 3- Ölüme ve ölümden sonraki dirilmeye inanacak, 4- Kadere de mutlaka iman edecektir.” (İbn Mâce, mukaddime: 10) Ebu Davud rivayeti,Muslimde ki Cibril hadisi'nin aynisidir.Ebu Davud'un Sunnet babi'nin 17. hadisi.Ve burada acikca kadere iman sarti kosulmaktadir. Hatta bu hususta Omer bin Abdilaziz hz.'nin meshur mektubu vardir: Kader Allah'ın, manası apaçık olan Kur'an'inda da mevcuttur. Sahabe-i kiram kader inancını Kur'an'dan almışlar ve ona imanı Kur'an'dan öğrenmişlerdir. (Ey bidatçiler)! Eğer siz: (Madem öyle de) Allah niçin (kader inancına aykırı görünen) falan ayeti indirdi ve ni*çin (bu inanca aykırı düşen) şöyle sözler söyledi? derseniz (ben de size şöyle derim): Sizin Kur'an'dan okuduğunuzu (sahâbe-i kiram da) okudular ve onlar (ondan) sizin bilmediğiniz (bazı) manalar sezinlediler. Sonra da: "Şu (kainatta vukua gelen hadiselerin) hepsi de (ezeli olan) bir yazgi ve takdir ile (meydana gelmekte) dir, takdir edilen olur. Allah'ın dilediği olmuştur, dilemediği de olmamıştır. Biz kendimize fayda ve zarar verme gücüne sahip değiliz" dediler. Bu (hükme vardikta)n sonra (Allah'a ibadet etmeye) rağbet ettiler ve (kötü amellerden de) olanca güçleriyle kaçındılar(Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/371-374.) Merhum Prof.Dr. Ahmed Davudoglu, Ebu Davudda ki mezkur hadisin serhinde diyor ki:Kader inancı İslam inancının rükünlerinden biridir, bunu inkar eden imandan çıkmış olur.(Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/488-489.) Ahmed Bin Hanbel'in Musnedinde de gecer:Ahmed b. Hanbel, I, 3, 9, 37, 51, 53, II, 107.962. IV. 16,4, 129. Aliyyul Kari, Imam-i Azam'in Fikhul Ekber'ine yazdigi serhte diyor ki: Kadere inanmak iman esaslarındandır. Hayrın faydasının, şerrin zararının Allah’tan olduğuna inanmak da kadere imana dahildir. Maturidi Itikadinda Ali es-Sabuni der ki: Ebû Hanîfe (r.a.) Kaderiyye fıkrasına mensûb bir zat ile tartışırken aynı noktaya temas ederek şöyle sormuş: «Allah taâlâ vuku" bulacak kötülük ve menhiyyâtı ezelde biliyor muydu, bilmiyor muydu?» Karşısındaki zat, "Biliyordu" demeye mecbur kalmış. Bunun üzerine Ebû Hanîfe: «Allah, ezelde bildiğini bildiği gibi mi izhâr etmek (yaratmak) istemiştir, yoksa bildiğinin hilâfına mı izhâr etmeyi murâd etmiştir ki o taktirde onun ilmi cehl olur? diye sormuş. Karşısındaki zat kendi mezhebinden vazgeçerek tevbe etmiş. Yani ulemanin cumhuru kaderi imanin esasindan kabul ediyorlardi,aksi yonde ki gorus yok gibi birseydir. Aslinda bu gibi zatlari muhatap bile almayacaksin,havanda su dover gibi,bilgisiz bilgisiz konusup dururlar.

Feyti
30-04-2012, 00:49



En son olarak eski Diyanet isleri baskani Suleyman Ates'in yazisini paylasayim. Prof. Dr. Ömer Aydın, bir araştırma yazısında kadere iman meselesinin, sonradan Cibril hadisine monte edilmiş olduğunu kanıtlarıyla ortaya koymaktadır. Hollanda’da yaşayan okurum Emrah Gedik de gönderdiği mailde “Dediginiz dogruymuş hocam. Bu hadisin bazı rivayetlerinde kadere inanmak kaydı bulunmuyor. Bunun bir ilave olduğu anlaşılıyor” diyor. Prof. Dr. Ömer Aydın‘ın yazısı şöyledir: Buhari, “İman” adlı ikinci kitabında, Ebu Hüreyre’den şu hadisi rivayet eder: “Hz. Peygamber, dışarıda bir grup insanla birlikte oturduğu sırada ona bir adam geldi ve ‘İman nedir?’ dedi. Hz. Peygamber, ‘İman Allah’a, meleklerine, O’na kavuşmaya, resullerine ve ölümden sonraki hayata inanmandır’ diye cevap verdi” (Buhari, 2:37). Bu hadis, üç ayrı kanalla Müslim tarafından da rivayet edilmektedir. İlk kanaldaki dört ravi, Buhari’nin ravileriyle aynıdır ve hadisin metni de hemen hemen aynıdır. İkinci kanaldaki ilk üç ravi, yine Buhari’nin ravileriyle aynıdır ve hadis yukarıda nakledilen lafızlarla rivayet edilir. Üçüncü kanalda sadece ilk iki ravi aynı, geri kalanlar farklıdır ve hadisin lafızlarına bir değişiklik yapılmıştır. Hz. Peygamber’in cevabı olduğu farz edilen kısım şu şekildedir: “İman Allah’a, meleklerine, kitabına, O’na kavuşmaya, resullerine, ölümden sonraki hayata ve bir bütün olarak kadere inanmandır.” İlave edilen unsur orijinalde yok Kaydetmek gerekir ki, raviler (Müslim’in kelimelerini aldığı son ravi hariç) Buhari’nin ravileriyle aynı olduğu zaman hadisin lafızları hemen hemen aynıdır. Sadece “Kitabına” kelimesi ilave edilmiştir. Bu kelime ya Allah’ın meleklerine imanın tabii bir sonucu olduğu için Müslim’in ravileri tarafından eklenmiştir ya da Allah’ın resullerine imana dahil olduğu için Buhari’nin ravileri tarafından terkedilmiştir. Öte yandan iman esasları ve her iki rivayetin lafızları bile tamamen aynıdır. Hatta Müslim’in ravileri Buhari’nin ilk üç ravisiyle aynı olduğu zaman bile hadisin lafızları aynıdır. Fakat Buhari’nin sadece ilk iki ravisinin -Ebu Hüreyre ve Ebu Zur’a- kaldığı üçüncü kanalda, hadis değişir ve kadere imanın ilave edilmesiyle hadise tamamen yeni bir unsur dahil edilir ki bu, orijinalde yoktur. Bu, her türlü şüpheden uzak olarak göstermektedir ki, “kadere iman” ifadesi ne Ebu Hüreyre ne de ondan sonraki ravi Ebu Zur’a tarafından söylenmiştir. Böylece kadere imanın iman esaslarına dahil edilmesinin hicri birinci yüzyılın sonlarına doğru yapılan bir ilave olduğu hiç şüphesiz ortaya çıkar. Kader hakkındaki tartışmaların sonradan ortaya çıktığında hiç şüphe yoktur. İşte bu tartışmalar esnasında, dikkatsizlik veya başka bir sebepten bir ravi bu kelimeleri Ebu Hureyre’nin ağzından söylemiştir.

Pagina's : 1 [2] 3